Dr Jekyll; yakışıklı, idealleri olan, insanlara yardım etmeyi ilke edinmiş; erdemli bir adamdır. Tek sıkıntısı; babasının isteğiyle nişanlısını bir süreliğine beklemek zorunda kalmasıdır. Fakat o ne kadar zor olsa da bekleyecektir. O insanın güzel yanıdır. Adeta ideal bir insan! Fredric March bu rol için biçilmiş kaftandır zerafeti ve yakışıklılığıyla. İdealist, insan ruhunun gizemini çözmeye çalışan, bilinmeyeni kurcalayan bilim adamı... Mr Hyde ise çirkin, kaba, kötülükten zevk alan, korkutucu bir adamdır. Sevdiği kadını elinde tutmak için şiddete başvurmaktan çekinmez. Bu durum kadın için işkence olsa da onun için farketmez. O insanın çirkin yanıdır. Herkesin saklamak, yok etmek isteyeceği yönü. Bu iki yön/iki adamın aynı insanın bünyesinde olduğuna inanmak ne kadar da zor. Fakat bunu kanıtlarcasına Fredric March mimik, duruş, bakış dahil tüm fiziksel durumları öyle inanılmaz bir değişimle oynar ki hikayeyle bütünleşir. Sonuçta bu değişime gözlerimizle şahit olmuşuzdu...
14 Şubat yaklaşıyor ve sevgilisi olanlar, olmayanlar, olanı olduramayanlar romantik film arayışına girdiniz fakat klişelerden bıktınız mı? İşte sizlere sevgilinizle veya yalnız izlenebilecek kalıplardan sıyrılmış 14 film önerisi! 1 - Edward Scissorhand / Makas Eller / 1990 Aslında Tim Burton / Bir Gotik Çocuk yazımda bu film hakkında yazmıştım. Tüm naifliği ve duygusallığının yanında gotizm, korku ve komediden birer tutam harmanlayan ve gönlümüzü şenlendiren, kar tanesi kadar masum bir masal. 2 - Eternal Sunshine of the Spotless Mind / Sil Baştan / 2004 Şimdi diyebilirsiniz ki biz romantik film denince salya sümük ağlayacağız, bir Kerem ile Aslı bir Leyla ile Mecnun aşkı izleyeceğiz sandık. Sevgili arkadaşlarım bu öyle bir film ki romantizmin kalıplarına tenezzül etmeden en derin duyguları yaşatıyor. İlişkilere hem gerçekçi hem de olağanüstü bir bakış. Jim Carrey ve Kate Winslet' ın ters köşe rolleri de cabası. 3 - The Heires...
Bu film 50' lerde değil de sonsuz zaman kuşağında yapılmış bence. Hiç eskimiyor, tozlanmıyor; hep ışıl ışıl. En sıkıntılı anımızda bile olsak, izledikten sonra yüzümüze sıcak bir tebessüm konduran , neşe dolu , bize gülümsemeyi hatırlatan bir film. Diyorum ya bu dünyadan olamaz... Sanki sonsuz bir mutluluktan bir tutam alınmış da sahnelerin içine serpiştirilmiş; Gene Kelly dans ederken yağmur olup yağmış ya da :) Eğer içinizin sıkıldığını hissediyorsanız, açın bu filmi, sıcaklığı, sempatikliği, neşesi; dansları ve şarkılarıyla sizi alsın ve rengarenk mutluluk diyarına götürsün.. Enerjisi bu kadar yüksek. Bunda oyuncuların samimi performansları, 50' li yılların kendine has büyüsü, müzikallarin eşsiz tadı ve sanat yönetimindeki titiz çalışma büyük pay sahibi. Akıllardan kazınmayan ve filme ismini veren yağmurda dans sahnesi de cabası tabii. İzlemezsen olmaz dediğim, sinema dendiğinde akla gelen ilk görüntülerden biri!
Yorumlar
Yorum Gönder