Ana içeriğe atla

Arif V 216





Cem Yılmaz' ın başrolünü oynayıp yazdığı 2004 yapımı G.O.R.A. ve 2008' de gösterime giren A.R.O.G. filmlerinden sonra, bilimkurgu ve fantastik öğeler içeren üçüncü devam filmi Arif V 216 beyazperdeye arz-ı endam etti. Biz de görev bilip izledik. İzlenimlerimi maddeler halinde sıralamak istedim; bu arada dikkat spoiler içerir:


  • Öncelikle Cem Yılmaz' ın diğer komedi filmleri gibi sadece güldürme kaygısı olmadığı, iyi bir film ortaya çıkarıp sinemasal zevk vermek istediği ortada. Film güldürmemekle eleştirildi; fakat bu adamın istediğinde gözlerimiz yaşarana kadar güldürdüğünü tek kişilik gösterilerinden biliyoruz. Bu sebeple "gidem de gülem" kafasıyla bu filme giden gülmez, onu bir belirtelim.
  • Filmde 60' lı yılların tevazu ve naifliğine bir saygı duruşu, dönemin büyük ustalarına selam ve birçok kült filme göndermeler mevcut. Hatta filmde en iyi işleyen yan bu olsa gerek. 
  • Sadri Alışık ve Kerem Alışık' ı;  nam-ı diğer Turist Ömer' i karşı karşıya getiren sahne çok incelikliydi ve bana Hokkabaz filmi naifliğini hatırlattı.

  • Film gösterime girmeden piyasaya sürülen karakter posterleri mevcut. Onları incelediğinizde büyük yıldızlar: Ajda Pekkan, Sadri Alışık, Cüneyt Arkın, Ayhan Işık gibi yıldızları filmde göreceğiniz için heyecanlanıyorsunuz. Ancak bu isimlerin neredeyse tamamı filmin çok küçük bir kısmında sırf ismi geçsin dercesine bir araya getirilmiş gibi, bu beklentiyi karşılamaktan uzak. Hikayede sadece "varlar". Belki bu isimlerin hepsini hikayeye taşımak zor ve belki de bu isimler hiç olmasaydı yine rahatsızlık duyacaktık. Sadece böyle bir beklenti yaratılması hoş olmamış.
  • Müthiş bir canlandırma, buradan bir Spin-Off alır mıyız lütfen:) Zeki Müren'den bahsediyorum yani Şevket Çorumlu; gerçekten çok eğlenceliydi!
  • Filmde beni en çok rahatsız eden durum: mantık hataları. Belki film kendisini fazla ciddiye almıyor ve bunlar da mizahın bir parçası; ancak izleyicide bir huzursuzluk yaratıyor çünkü film eskiye selam çakmakla, geçmiş filmleri biraz iğnelemek biraz yüceltmekle pek de kendiyle dalga geçen bir film değil. Hatta bazı sahnelerde kendini fazlasıyla ciddiye alıyor. Durum böyle olduğunda insan sormadan edemiyor; o telefon 1969'da nasıl çekti, madem 216' nın pili bitiyor; binlerce kopyasını yaptınız, birinin pilini alamıyor mu? Film içindeki tutarsızlıklar insanı rahatsız eden boyutta; hem eski filmleri "libidosuz mahalle tripleri" diye tiye almak hem de film içinde anlamsız mantık hatalarının olması olsa olsa trajikomik.
  • Filmin ana ekseninin sürekli kaydığını hissettim. Yani önce bir ana konu var sonra hop değişiyor, sonra o da değişiyor ve biz sürekli yeni bir başlıkla filmi izliyoruz ve bu başlıkların tümü klişe olunca insan arada bir saate bakıp biteceği zamanı düşünmekten kendini alamıyor ne yazık ki. Bunu şöyle açıklayım: 216 önce aşık olmak için geldi, eski filmlerdeki gibi bir aşk istedi ve kader onu o filmlerin unutulmaz sahnelerine savuruverdi bir anda. Bu güzel bir ana hikayeydi. Burdan filmimiz bir anda kötü adamın eline geçen yüksek teknoloji klişesine döndü ve buna da güzel bir hikaye diyelim. Burdan sonra geleceğe gidilmesi ve distopik gelecekte robotların dünyayı ele geçirmesi; neyse diyelim. Buradan aslında 216' nın pilinin bittiğini öğrenmemiz?? "Hikaye daha ne kadar sapacak?" diye sordurdu ve izleyiciyi yordu.
  • Hikayede sorunlar olmasına rağmen Cem Yılmaz' ın yaptığı işi takdir ediyorum; çünkü basite kaçan komedi değil de mizah yapma isteği ile sinemamızda neredeyse hiç göremediğimiz bilimkurgu öğeleri kullanması, kendini tekrar ve tekrar eden sinemamız için bir nefes. Ancak bunu başarılı bir şekilde yapamadığını düşünüyorum. Botları klişeye batmış ve kendini bulamamış bir hali var; fakat gideceği yola inanıyorum. Umarım bilimkurgudan vazgeçmez!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

14 Şubat Sevgililer Gününde İzlenecek Kalıplardan Sıyrılmış 14 Film

14 Şubat yaklaşıyor ve sevgilisi olanlar, olmayanlar, olanı olduramayanlar romantik film arayışına girdiniz fakat klişelerden bıktınız mı? İşte sizlere sevgilinizle veya yalnız izlenebilecek kalıplardan sıyrılmış 14 film önerisi!


1 - Edward Scissorhand / Makas Eller / 1990 Aslında  Tim Burton / Bir Gotik Çocuk yazımda bu film hakkında yazmıştım. Tüm naifliği ve duygusallığının yanında gotizm, korku ve komediden birer tutam harmanlayan ve gönlümüzü şenlendiren, kar tanesi kadar masum bir masal.



2 -Eternal Sunshine of the Spotless Mind / Sil Baştan / 2004
Şimdi diyebilirsiniz ki biz romantik film denince salya sümük ağlayacağız, bir Kerem ile Aslı bir Leyla ile Mecnun aşkı izleyeceğiz sandık. Sevgili arkadaşlarım bu öyle bir film ki romantizmin kalıplarına tenezzül etmeden en derin duyguları yaşatıyor. İlişkilere hem gerçekçi hem de olağanüstü bir bakış. Jim Carrey ve Kate Winslet' ın ters köşe rolleri de cabası.



3 - The Heiress / Miras / 1949
Daha önce de yorumladığım The Heiress film…

The Crow / Karga / 1994

Karanlık, kasvetli ve üzerinde alevler yükselen şehri fondaki ney sesiyle bir karganın gözüyle görürüz ve kız çocuğunun sesi şöyle der; "Bir zamanlar, insanlar birisi öldüğünde ruhunu bir karganın ölümün ülkesine taşıdığına inanırlardı. Ama bazen,çok kötü bir şey olduğunda büyük bir keder de taşınırdı ve ruh rahat edemezdi. O zaman bazen, sadece bazen karga yanlış şeyleri düzeltmek için ruhu geri getirebilirdi..."

The Crow böyle etkileyici bir sahneyle başlar izledikten sonra uzun süre etkisini hisettirir insana. The crow da gerçekle sanalı ayırt etmek zor. Eric Draven in nerde başlayıp Brandon Lee nin nerde bittiğini ayırt edemiyorsunuz. Lee; Draven ın kendisi olup onunla yaşıyor, soluk alıyor, karganın geri getirdiği kederli ruhla, sapkın ve adaletsiz şehirde yanlış gidenleri düzeltmek için; adalet için geri dönüyor; Eric Draven la yaşıyor ve ölüyor... Kaderin bir oyunu mu bilinmez ancak kendisi de Eric Draven gibi nişanlısıyla evlilik hazırlıkları yaparken vuruluyor, hem d…