19 Aralık 2017 Salı

Maide'nin Altın Günü



Gün geçmiyor ki sinema salonlarımıza bir başka yerli komedi filmi arz-ı endam etmesin.. İnsan takip etmekte zorlanıyor; ancak önümüze her akşam konulan aynı yemeğin vereceği tadı veren birbirinin aynı yapımları sunmaktan sinemacılarımız yorulmuyor ne yazık ki. Benzeri bir örnek; bir tiplemenin sinema filmi uzunluğuna deyim yerindeyse çeke çeke uzatılmış macerası : Maide'nin Altın Günü

Herhalde hikaye merkezinde bir kadın karakter olması, diğer basit komedilerden ayrılan ve bir nebze yakın olmama sebep olan konu olsa gerek. Ezgi Mola takdir edilen, sempatik ve yetenekli bir oyuncu kuşkusuz. Kendisinin hayat verdiği Maide Hanım, birçoğumuzun mahallesinde yaşayan bir tipleme diyebileceğimiz bilmiş bir teyzemiz. Kendisi ve mahallesindeki rakibeleri için meydan muharebesi tadındaki güç gösterisi alanları da altın günleri. Film basit bir skecin uzun versiyonu tadında, tahmin edilebilir bir sona doğru ilerlerken; birkaç anlık güldüren sahne ile gönül almaya çalışıyor. İzlerken sürekli "çok mu aceleye geldi" sorusunu sordum kendi kendime ve düşünmeden edemedim. Bir "Köyden İndim Şehire" filmini düşünelim. Hem güldüren hem de köyden şehire alınan göçün, o göç sonrası insanların yaşadığı garipliklerin, komik durumların olduğu bir filmdi. Yani film bir yandan güldürüyor bir yandan da göze parmak sokmadan, insanların o gününe dokunuyordu. Her film siyasi mesaj vermek zorunda değil biliyorum, zaten bunun illaki siyasi olması da gerekmiyor; ancak neden günümüzün komedi filmleri bunu başaramıyor.

Maide'nin Altın Günü'nde bununla ilgili çok hoş bir yol vardı aslında; ana yolun yanında uzanan toprak bir patika yol: izleyenler bilir, yeni gelinlerin yarıştığı tv programına gönderme yapan o sahneler. Keşke film bu anlamsız ve sonu bir yere varmayan ana yol yerine, patikayı takip etseydi de; hem günümüzün trajikomik çekişmelerine gülseydik; hem de filmden çıktığımızda elimizde verilen bir mesaj olsaydı diyorum. Ancak ne yazık ki bu haliyle: 10/2

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder