Ana içeriğe atla

Les Misérables / Sefiller / 1935



"Bir insanın hapisten çıktıktan sonra karşılaştığı zorluklar anlatılıyor ve insanlığın yoksulluğu, sefilliğine değiniliyor" İnternet ortamından alınmış bir Sefiller romanı ana fikri yorumunu okudunuz. Elinizde kapağında "SEFİLLER" yazan bir cilt var, tamam. İçerisinde birçok sayfa ve sayfaların üzeri de yüzlerce kelimeden oluşmuş, çok güzel; bu onu bir kitap yapmaya çok yaklaştırdı:) 
Peki onu bir klasik yapan neydi, bunca yıla rağmen insanı bu kadar çarpacak ne var bu kelimelerde? 
Yukarıdaki birkaç cümle bunu açıklayamaz elbetteles misérables 1935, yanından bile geçemez hatta. 
Victor Hugo öyle bir hikaye anlatmıştır ki hak, adalet, sistem, insan, suç, erdem, ceza ve nicesi... Herkesin alacağı dersin farklı olduğu bir öykü.. 
Bu sebeple o kadar sağlam bir zeminde ki bu filmin kökü, zaten izlemeden önce elinizde bir garanti var.
Ancak bu kadar değil elbette. Işık ve görüntü yönetiminin kusursuzluğu bize Gregg Toland üstadı işaret ediyor, başrollerde Fredric March rolün hakkını fazlasıyla verirken Charles Laughton mest ediyor. Javert rolünü kavrayışın bir eşi daha var mı merak ediyorum, kötü adam rolleri için biçilmiş kaftan kendisi. 
Bu arada kötü adam demişken Javert gerçekten kötü müdür diye sormak lazım. Jean Valjeen' in kötülükten iyiliğe (karanlıktan-aydınlığa) uzanan öyküsünde o zalim taraf gibi dursa da aslında görevini yerine getiren bir "emir eri"dir. Bizim bu insanın temsil ettiği bürokrasi-görev insandan üstündür anlayışını gerçek hayatlarımızda kabullenmiş fakat filmde kötüye konuşlandırmış olmamız bence trajikomik.. Sonunda bu adamın vicdanı ve görevi arasında kalmasıysa tek kelimeyle trajik... 
Bir de iyiyi temsil ettiğini düşündüğümüz papaz vardır filmin başında. Aslında o gerçekten de iyidir en saf anlamıyla. Hayatın almak değil, vermek olduğunu o öğretmiştir Jean' a. İnsanın doğruluk ve anlayışla neler değiştirebileceğinin kanıtıdır. 
Son olarak bu kanıtı kullanan,ders alan ve harekete geçen Jean Valjeen... 
Filmde hayatının 3 bölüm olarak tanıtıldığı bu adam papazdan aldığı dersi bize öğretiyor aslında film boyunca. Onun değişimi, öyküsü, kavgası hep aklımızın bir kenarında bulunsun.Yaptıklarının bize örnek olması ve hayatımızı değiştirmesi ümidiyle...

Son olarak kitaptan oldukça etkileyici bir cümle: Eğer ruhumuz karanlıkta kalırsa,günahlar işlenir. Suçlu, günahı işleyen değil, karanlığı getirendir. ...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Arif V 216

Cem Yılmaz' ın başrolünü oynayıp yazdığı 2004 yapımı G.O.R.A. ve 2008' de gösterime giren A.R.O.G. filmlerinden sonra, bilimkurgu ve fantastik öğeler içeren üçüncü devam filmi Arif V 216 beyazperdeye arz-ı endam etti. Biz de görev bilip izledik. İzlenimlerimi maddeler halinde sıralamak istedim; bu arada dikkat spoiler içerir:


Öncelikle Cem Yılmaz' ın diğer komedi filmleri gibi sadece güldürme kaygısı olmadığı, iyi bir film ortaya çıkarıp sinemasal zevk vermek istediği ortada. Film güldürmemekle eleştirildi; fakat bu adamın istediğinde gözlerimiz yaşarana kadar güldürdüğünü tek kişilik gösterilerinden biliyoruz. Bu sebeple "gidem de gülem" kafasıyla bu filme giden gülmez, onu bir belirtelim.Filmde 60' lı yılların tevazu ve naifliğine bir saygı duruşu, dönemin büyük ustalarına selam ve birçok kült filme göndermeler mevcut. Hatta filmde en iyi işleyen yan bu olsa gerek. Sadri Alışık ve Kerem Alışık' ı;  nam-ı diğer Turist Ömer' i karşı karşıya getiren sa…

14 Şubat Sevgililer Gününde İzlenecek Kalıplardan Sıyrılmış 14 Film

14 Şubat yaklaşıyor ve sevgilisi olanlar, olmayanlar, olanı olduramayanlar romantik film arayışına girdiniz fakat klişelerden bıktınız mı? İşte sizlere sevgilinizle veya yalnız izlenebilecek kalıplardan sıyrılmış 14 film önerisi!


1 - Edward Scissorhand / Makas Eller / 1990 Aslında  Tim Burton / Bir Gotik Çocuk yazımda bu film hakkında yazmıştım. Tüm naifliği ve duygusallığının yanında gotizm, korku ve komediden birer tutam harmanlayan ve gönlümüzü şenlendiren, kar tanesi kadar masum bir masal.



2 -Eternal Sunshine of the Spotless Mind / Sil Baştan / 2004
Şimdi diyebilirsiniz ki biz romantik film denince salya sümük ağlayacağız, bir Kerem ile Aslı bir Leyla ile Mecnun aşkı izleyeceğiz sandık. Sevgili arkadaşlarım bu öyle bir film ki romantizmin kalıplarına tenezzül etmeden en derin duyguları yaşatıyor. İlişkilere hem gerçekçi hem de olağanüstü bir bakış. Jim Carrey ve Kate Winslet' ın ters köşe rolleri de cabası.



3 - The Heiress / Miras / 1949
Daha önce de yorumladığım The Heiress film…

The Crow / Karga / 1994

Karanlık, kasvetli ve üzerinde alevler yükselen şehri fondaki ney sesiyle bir karganın gözüyle görürüz ve kız çocuğunun sesi şöyle der; "Bir zamanlar, insanlar birisi öldüğünde ruhunu bir karganın ölümün ülkesine taşıdığına inanırlardı. Ama bazen,çok kötü bir şey olduğunda büyük bir keder de taşınırdı ve ruh rahat edemezdi. O zaman bazen, sadece bazen karga yanlış şeyleri düzeltmek için ruhu geri getirebilirdi..."

The Crow böyle etkileyici bir sahneyle başlar izledikten sonra uzun süre etkisini hisettirir insana. The crow da gerçekle sanalı ayırt etmek zor. Eric Draven in nerde başlayıp Brandon Lee nin nerde bittiğini ayırt edemiyorsunuz. Lee; Draven ın kendisi olup onunla yaşıyor, soluk alıyor, karganın geri getirdiği kederli ruhla, sapkın ve adaletsiz şehirde yanlış gidenleri düzeltmek için; adalet için geri dönüyor; Eric Draven la yaşıyor ve ölüyor... Kaderin bir oyunu mu bilinmez ancak kendisi de Eric Draven gibi nişanlısıyla evlilik hazırlıkları yaparken vuruluyor, hem d…