Ana içeriğe atla

Wuthering Heights / Uğultulu Tepeler / 1939




Uğultulu tepeler pek çok kez sinemaya uyarlanmış bir roman..
Ben ne diğer uyarlamaları izledim ne de romanı okudum.
Genelde romanı okuduktan sonra filminin olduğunu öğrenir; meraklanıp heyecanlanırız ya bana bu sefer tersi oldu.
Bu filmden sonra Uğultulu Tepeler romanını arıyorum kitapçılarda.. 
Heatcliff... 
Bu uyarlamada öykünün yarıda kesildiği söyleniyor, devamındaki intikam hikayesi anlatılmamış.
Fakat ben o intikam hırsını Laurence Olivier in gözlerinde gördüm zaten.
Vahşi ve sert yaratılışlı "Heatcliff'' onun hırsını, sevgisini, nefretini ve aşkını izledim bir romanı okur gibi.. 
Karşısında da "Ben Heatcliff'im" diyebilen (aşık ile maşuk un hikayesi gibidir), sevgisiyle ruhundaki perdeleri kaldırabilen fakat toplumun dayattığı kuralları, kalıpları kıramayan; hayat dolu Cathy; Merle Oberon un tüm güzelliği ve "hissettiren" oyunculuğuyla. 
Onun canlılığına rağmen Heatcliff' te daha çocukluktan gelen hırçınlık, dünyaya karşı dinmeyen öfke vardır. 
İzlerken hepimiz  birlikte olmalarını istesek de ne zaman beraber olsalar her zaman bir huzursuzluk, bir gölge vardır üstlerinde.
Ne gariptir ki Heatcliff ortalıkta yokken izleyici rahat bir nefes alır. 
Heatcliff in bir lanet gibi taşıdığı huzursuzluğu çevresindeki herşeyi yakıp yok edecek kudrettedir. 
Öfkesi gibi aşkı da serttir, bedeli ağırdır... 
Hepimiz anlarız ki dramatik son aslında başından bellidir.. 
Birbirlerini seven ve bir türlü kavuşamayan insanların hikayelerini pek çok kez dinledik.
Genelde birbirine benzer hikayeler; binbir çeşit entrika ile ayrılan aşıkların; mutlu veya trajik sonları anlatılır bizlere. Ancak kaç tanesi imkansızlığı bu kadar hissettirebilir, bilmiyorum..
Şanssızlığı "Rüzgar Gibi Geçti" ve "Mr. Smith Washington' a Gidiyor" gibi kültlerle aynı dönemde gösterilmesi olan film, hakkı teslim edilmemiş bir eser, ancak günümüzde farkedilmesi gereken, anlatılmış en iyi aşk hikayelerinden biri...

Heatcliff : Hayatım olmadan yaşayamam...Ruhum olmadan ölemem..


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Arif V 216

Cem Yılmaz' ın başrolünü oynayıp yazdığı 2004 yapımı G.O.R.A. ve 2008' de gösterime giren A.R.O.G. filmlerinden sonra, bilimkurgu ve fantastik öğeler içeren üçüncü devam filmi Arif V 216 beyazperdeye arz-ı endam etti. Biz de görev bilip izledik. İzlenimlerimi maddeler halinde sıralamak istedim; bu arada dikkat spoiler içerir:


Öncelikle Cem Yılmaz' ın diğer komedi filmleri gibi sadece güldürme kaygısı olmadığı, iyi bir film ortaya çıkarıp sinemasal zevk vermek istediği ortada. Film güldürmemekle eleştirildi; fakat bu adamın istediğinde gözlerimiz yaşarana kadar güldürdüğünü tek kişilik gösterilerinden biliyoruz. Bu sebeple "gidem de gülem" kafasıyla bu filme giden gülmez, onu bir belirtelim.Filmde 60' lı yılların tevazu ve naifliğine bir saygı duruşu, dönemin büyük ustalarına selam ve birçok kült filme göndermeler mevcut. Hatta filmde en iyi işleyen yan bu olsa gerek. Sadri Alışık ve Kerem Alışık' ı;  nam-ı diğer Turist Ömer' i karşı karşıya getiren sa…

14 Şubat Sevgililer Gününde İzlenecek Kalıplardan Sıyrılmış 14 Film

14 Şubat yaklaşıyor ve sevgilisi olanlar, olmayanlar, olanı olduramayanlar romantik film arayışına girdiniz fakat klişelerden bıktınız mı? İşte sizlere sevgilinizle veya yalnız izlenebilecek kalıplardan sıyrılmış 14 film önerisi!


1 - Edward Scissorhand / Makas Eller / 1990 Aslında  Tim Burton / Bir Gotik Çocuk yazımda bu film hakkında yazmıştım. Tüm naifliği ve duygusallığının yanında gotizm, korku ve komediden birer tutam harmanlayan ve gönlümüzü şenlendiren, kar tanesi kadar masum bir masal.



2 -Eternal Sunshine of the Spotless Mind / Sil Baştan / 2004
Şimdi diyebilirsiniz ki biz romantik film denince salya sümük ağlayacağız, bir Kerem ile Aslı bir Leyla ile Mecnun aşkı izleyeceğiz sandık. Sevgili arkadaşlarım bu öyle bir film ki romantizmin kalıplarına tenezzül etmeden en derin duyguları yaşatıyor. İlişkilere hem gerçekçi hem de olağanüstü bir bakış. Jim Carrey ve Kate Winslet' ın ters köşe rolleri de cabası.



3 - The Heiress / Miras / 1949
Daha önce de yorumladığım The Heiress film…

The Crow / Karga / 1994

Karanlık, kasvetli ve üzerinde alevler yükselen şehri fondaki ney sesiyle bir karganın gözüyle görürüz ve kız çocuğunun sesi şöyle der; "Bir zamanlar, insanlar birisi öldüğünde ruhunu bir karganın ölümün ülkesine taşıdığına inanırlardı. Ama bazen,çok kötü bir şey olduğunda büyük bir keder de taşınırdı ve ruh rahat edemezdi. O zaman bazen, sadece bazen karga yanlış şeyleri düzeltmek için ruhu geri getirebilirdi..."

The Crow böyle etkileyici bir sahneyle başlar izledikten sonra uzun süre etkisini hisettirir insana. The crow da gerçekle sanalı ayırt etmek zor. Eric Draven in nerde başlayıp Brandon Lee nin nerde bittiğini ayırt edemiyorsunuz. Lee; Draven ın kendisi olup onunla yaşıyor, soluk alıyor, karganın geri getirdiği kederli ruhla, sapkın ve adaletsiz şehirde yanlış gidenleri düzeltmek için; adalet için geri dönüyor; Eric Draven la yaşıyor ve ölüyor... Kaderin bir oyunu mu bilinmez ancak kendisi de Eric Draven gibi nişanlısıyla evlilik hazırlıkları yaparken vuruluyor, hem d…